Embed

MANYAS YAYLA KÖYÜ

    

Balıkesir İli

Manyas İlçesi

Yayla (Dümberez) Köyü

Hayır Günü:

20 Haziran 2010 Pazar günü düzenlenen Yayla (Dümberez) Köyünün Geleneksel Hayır Gününe yaklaşık beş bin kişi toplandı.

Dağıstan halklarından Lezgiler’in yaşadığı ve bir kartal yuvasını andıran bu köyün eski adı “Dümberez” bu ismi de Dağıstan’dan beraberlerinde getirmişler. 1960’lı yıllarda da köyün adı “Yayla Köyü” olmuş.

Rakımın 1.200 m. Olduğu söylenen bu köyden hayli yüksekte olan kel tepe denen mevkide yapılan bu hayır mevlidine; İzmir ve Bergama Dağıstan Köyünden, Balıkesir’den,  Manyas ve çevre Köylerden, Bursa’dan,   Yalova’dan,  İstanbul’dan ve yurdun çeşitli yörelinden gelerek katıldılar.

Bu hayır mevlidine katılanların içinde tespit edebildiğimiz kadarıyla şu isimler yer almaktaydı:

Balıkesir Dağıstan Kültür Derneği eski Başkanlarından Cevdet Yıldız ve İbrahim Afacan. Bursa Dağıstan Kültür Derneği Başkanlarından Yaşar Sabri Dönder, Ramazan Kor ve Hasan Güçlü, Bursa Birleşik Kafkasya Kültür Derneği Başkanlarından Tarihçi Yazar Mahmut Bi. Yalova’dan Şahabettin Özden ve Güney Köyü Muhtarı Alpay Tekin. Balıkesir Ortaca Köyü Muhtarı Kamil Kaça. Manyas Yayla Köyü Muhtarı (Ev sahibi) Selahattin Başaran.

Bu güzel geleneği başlatanları, sürdürenleri ve tüm emeği geçenleri kutluyor başarılarının devamını diliyoruz. Allah hayırlarını kabul eylesin.

    ahhulgoh

Mahmut Bi

Sayın Mahmut Bi'nin Günün Anlamı ve Önemini İçeren Konuşması

Değerli Misafirler, Kıymetli Hemşerilerim ve Sevgili Gençler:

Bugün burada, Balıkesir yöresinde yerleşik Dağıstan (Lezgi) kökenli vatandaşlarımızı bir araya getirmek, sosyo- kültürel dayanışmayı pekiştirmek, bu vesile ile peygamberimiz Hz. Muhammed’ in (s.a.v.) doğumunu kutlamak ve bu arada aramızdan ayrılan değerli büyüklerimizi hayırla anmak amacıyla, her yıl olduğu gibi, bu yıl da yayla köyü tertip komitesince 13. sü düzenlenen hayır cemiyeti için toplanmış bulunuyoruz. Hepinizi saygı ve sevgi ile muhabbetle selamlıyorum….

Konuşmama başlamadan önce; Cemiyete iştirak etmek lütfunda bulunan siz değerli ve güzide misafirlerin yaşantılarının mutluluk ve başarı ile dolu dolu geçmesini, Türkiye cumhuriyeti devleti olarak laik, demokratik ve sosyal bir hukuk yapısı içinde sonsuza dek özgürce engin bir hoşgörüyle, dostça kardeşçe, barış ve huzur içinde, sevinç ve coşkuyla yaşamayı, özgürlüğümüzü barışımızı ve huzurumuzu kimseye bozdurmamaya, bağımsızlıkları için mücadele veren tüm mazlum milletlere de bir çıkış ve barış kapısı nasip eylemeyi, yurtta ve dünyada olduğu gibi, İslam dünyası için de barışın daim olmasını, Allah’tan niyaz ediyorum.

Bütün Kafkasyalılar gibi, bugün burada toplanan bu güzide topluluk (Lezgiler) de misafirperver olduklarını bir kez daha yinelemektedirler. Size Lezgi diliyle hitap etmek istiyorum;

Kuviri hoş atana mohmanar. (hepiniz hoşgeldiniz değerli misafirler)

Müsaadenizle; günün anlam ve ehemmiyetini kavramak için çok kısa olarak Lezgi kökenli vatandaşlarımızın geldiği ata vatanları Kafkasya’nın Dağıstan bölgesinden, halklarından ve özellikle Lezgi halkından söz etmek istiyorum.

Düşler ve mitler ülkesi ve aynı zamanda büyük acıların yaşandığı Kafkasya’nın güzide bir bölgesi olan Dağıstan adına yaraşır dağlık, tepelik arazisi ve bu araziyi nakış nakış işleyen irili ufaklı sayısız ırmağı ile dünyanın en enteresan ülkelerinden biridir.

Yirmiden fazla dilin (lehçenin)  konuşulduğu ülkede etnik yapısı da çeşitlilik arz eder. Dağıstan’ın nüfusunu %75 ini Kafkasya’nın otoktonu olan Lezgiler, Laklar gibi halklardan oluşmakta olup, binlerce yıldan beri bölgenin asli unsuru olarak yaşamaktadırlar. Bilindiği üzere; Dağıstanlılar, Kafkas- Rus savaşlarında İmam Şeyh Şamil’in önderliğinde Ruslara karşı 1859 yılı eylül ayına dek şiddetle direnmişlerdir.

Bağımsızlık savaşını kaybeden ve Rus yönetimi altında yaşamayı kabul etmeyen Dağıstanlılar, her şeyi göze alarak, Osmanlı topraklarına göç etmeye başladılar. Dağıstanlıların Osmanlı devletini tercih etmelerinin sebebi ise, bu

devletin en büyük Müslüman devlet olması ve başında halifenin bulunmasıydı. Diğer taraftan, Dağıstan ve Kafkas kavimleri ile Osmanlılar arasında daha Fatih Sultan Mehmet zamanında xv. yüzyılda başlayan iyi münasebetler üç asır boyunca gayet samimi bir şekilde devam etmiştir. Osmanlı devleti ise, değil Müslümanları, öteden beri ve kendisine sığınmak isteyen Hıristiyan ve Musevileri dahi, sadece insani sebeplerle ülkesine kabul etmiştir.

Dağıstan’dan daha 1847’de başlayan göç 1907 yılına dek aralıklarla ve küçük gruplar halinde devam etmiştir. Büyük çoğunluğu kara yolunu tercih etmiştir. Osmanlı topraklarına Erzurum vilayetine bağlı olan Kars, Doğu Beyazıt vs.den giriyorlardı. Pek azı ise, Kafkasya limanlarına (daha çok Poti’ye) inerek, oradan İstanbul, Trabzon ve Karadeniz iskelelerine taşınıyorlardı. Eldeki bilgi ve belgelere göre 1847–1945 yılları arasında Dağıstan’dan göç edenlerin toplamı 60.000’i aşmamış gibi gözükmektedir.

Dağıstan göçmenlerinin yoğun olarak yerleştirildikleri iller; Tokat, Sivas olmakla birlikte Kars, Balıkesir, Yalova, Muş, Çanakkale, Kahraman Maraş ve Bursa’da da geniş yerleşmelere rastlanmaktadır. Türkiye de yerleşik Dağıstan kökenli insanların sayısının 150 ile 200.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Değerli misafirler;

Türkiye’ye göç eden Dağıstan halklarından Lezgiler’e kısaca değinmek istiyorum;

 Antik dönem tarihçilerine göre; Lezgiler Kas kökenli olup, Kafkasya’nın otoktonu yani yerli halkıdır. Gürcüler ‘Leki’ , Latin yazarlar ‘Legea’ , Ruslar ‘Lezgin’, Arap yazarlar ‘Lekz’, Persler de ‘Lekzan’ olarak anmaktadırlar. Aslında ‘Lezgi’  deyimi ‘Lez’ veya ‘Lej’ler anlamındadır. Eserlerinde Lezgiler’den söz eden yazarlar arasında Heredot,  strabon, Morgan, J.V. Klaproth, M. Felicite Brosset, B. Ömer Büyüka, Aytek Namıtok, , Z.V Togan, İsmail Berkok ve Şerafettin Erel meyanında daha birçok yazardan da söz edebiliriz.

         Değerli misafirler,

Lezgilerin; çok cesur, savaşçı, aynı zamanda vefakar, sözlerine sadık, ilmi ve alimleri seven, misafirperver, vücut yapıları itibarı ile mütenasip,  iri gözlü, kestane saçlı, güzel yüzlü, tab’an çok müstait, üstün bir zekaya sahip, kanaatkar,  zorluklara dayanıklı ve uzun ömürlü olduklarında dünya bilginleri müttefiktir. 

Örneğin Malte Brun; Lezgiler’in uzun ömürlü olmalarında az ve temiz gıda ile yetindikleri için ve teneffüs ettikleri havanın çok saf oluşunun başlıca sebep olduğunu  kaydettikten  sonra, ‘eğer Lezgi , savaşta ölmemiş ise öleceğini hissederse aile efradını yatağının etrafına toplayıp servetinin yerini onlara bildirdikten sonra,gülümseyerek ruhunu teslim eder’ der. Lezgi hanımların da güzellikleri bütün dünyaca meşhurdur ve erkekleri gibi cesurdurlar.

Değerli Misafirler;

Her toplum ‘örf ve adeti’ kendine göre adlandırmıştır. Konumuz Lezgiler olduğuna göre, biz buna genelde ‘adetar’ deriz. Dağıstan’da (Dakıstan’da) adet ve ananelerin toplum üzerindeki ehemmiyeti çok büyüktür. Yaşlı, genç, okumuş veya okumamış her Lezgi bu adet ve ananelere riayet etmek mecburiyetinde idi.

Lezgileri iyiliğe ve dürüstlüğe sevk eden ve fenalıklardan koruyan uzak tutan amiller içinde ananelerinin (adetar’ın)  tesiri dinin ve kanunların tesirlerinden üstündü. Çevrelerinde ayıplanmak, ağır bir cezaya çarpılmamak için uyanık davranmak zorundadırlar. Elden gelen iyiliği esirgememek, kötülük ve fenalıklardan uzak durmak, büyüklerinin sözlerini dinlemek, yaşlılara saygı, zayıflara ve düşkünlere yardım etmek anane ve adetlerinin (adetar’ın) esasını teşkil eder.

Türkiye de yaşayan başta Lezgiler olmak üzere tüm Dağıstanlı göçmenler özellikle son 65 yılda ve genellikle kentleşme, farklı dilleri konuşan gruplar arası evlikler gibi sosyolojik ve politik sebeplerden dolayı hızla özümlenmekte ve kendi etno- kültürel özelliklerini kaybetmektedirler. Göreli olarak köylerde yaşayanlar kendi dil ve kültürlerini koruyabilmektedirler.

Bu itibarla, Lezgice hitap etmek istiyorum;

-                                 Ci sadval khı (birlikte olalım)

-                                 Çalar kurimiş  ( dilimizi koruyalım)

-                                 Çi adetar khı (adetlerimize sahip çıkalım)

Değerli misafirler;

Bugün Dağıstan göçmenlerinin bir kısmı Türkiye’nin büyük kentlerinde bulunan kuyumculuk merkezlerinde altın, gümüş, bakır gibi madenleri işleme ve ticaretiyle uğraşa gelmektedirler. Halen altı ilde (Ankara, Balıkesir, Bursa, Muş, K. Maraş, Yalova) Dağıstan adını yaşatan ve hepsi de 1990’dan sonra oluşturulmuş derneklerde faaliyet göstermektedirler. Umarım bu dernekler, Dağıstanlıların ülkemizdeki etno-kültürel sorunlarına çözümler arayarak, çareler ve projeler üretecek bir çalışma zemini haline getirirler. Böyle bir çalışma Türkiye’ deki toplumsal barışa doğrudan hizmet edecek ve diğer gruplar için güzel bir örnek oluşturacaktır.

Bu cemiyeti düzenleyen Yayla Köyü tertip komitesini bu girişiminden dolayı kutluyor,  teşekkür ediyorum. Ayrıca beni dinlemek lütfunde bulunduğunuz için hepinize teşekkür eder, afiyetler olsunla birlikte saygılar sunarım.

     Sözlerimi yine Lezgice bitirmek istiyorum;

Kü sağkura, İniz atana, Muskura,

 

Mahmut Bi

Tarihçi yazar

20.06.2010

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!